SANAT

Geçmiş’te Kapılara işlenen “Avatarlar” Kapı Tokmakları

Mimarlık yapısı sadece üstü örtülmüş duvarlarıın hapsettiği barınacak yer değildir. Birtakım yollara başvurularak daha hareketli, daha yaşamı güzelleştirecek biçimlere ulaştırılabilir. Bunun çeşitli örneklerinden biri de kapı tokmaklarıdır. Kapıyı çalıp ziyareti evdekilere haber vermeye, tutup çekerek kapatmaya yarayan halka ve tokmaklar yalnızca fonksiyonlarıyla değil, estetik değerleri bakımından da bir devrin sanat görüşünü, anlayışını dile getiren yapıtlardır.

  

Tokmak adını verdiğimiz aksam belirttiğimiz gibi ses duyurmada kullanılır.

Tek parçadan oluşan tokmak, köçek adı verilen bağlantı halkası ile kapıya takılır.

 

Tokmağın altında ayna dediğimiz süsler  bulunmaktadır. Bazen de tokmak olduğu gibi takılır. Tokmak kolu vurulduğunda ses çıkarılması için alt ucunda yine kanat tahtasına çakılmış bir kabaraya vurulur.

 

Kapı kanatları üzerinde yardımcı unsur olarak görev alan halkalar, yuvarlak bir  halka aynasının ortasına çakılır, bunların da tokmak yerine geçen çeşitleri vardır. Bu halkalara şakşak veya çekecek de denilmektedir. 

  Kapı tokmaklarının her biri değişik biçimlerde yapılmış olup üzerlerinde kartal, kuş, yılan gibi hayvan motifleri, ejderha, insan ve medusa figürler, stilize edilmiş bitki motifleri ile birlikte geometrik desenler bulunmaktadır.

 

Bu figürler zaman içinde değişime uğramışlar, Müslümanlığın kabulünden sonra hayvan ve insan tasvirleri azalmaya başlamış bir süre sonra da yok olarak yerlerini sade şekillere, halkalara, oval ve yuvarlak formlara bırakmışlardır.

Bütün bunların raslantı olmadığı insanların inanışları ve töreleri doğrultusunda geliştiği ortadadır.

 Türk sanatının geçirdiği evrimleri araştırdığımızda pazarlık, şibe, karakol ve katanda kurganlarından çıkan bulgulardan, Göçer Hunların günlük hayatta kullandıkları eşyaların üzerine resim ve kabartmalar yaptıkları görülmektedir.

Yaşam şekillerinden dolayı bunlar hayvan ve bitki figürlerinden oluşmaktadır. Bunun bir nedeni de batıl inanışlarının olmasındandır. Maddi yaşantılarının dışında manevi değerlere bağlanırlar ve bu değerlere ancak sihir ve tılsımla ulaşabileceklerini sanırlardı.

Kuvvetli bir hayvana ait biçimlendirilmiş nesneyi üzerlerinde veya yakınlarında bulundurmakla o kuvvetin kendilerine geçmesini ümit ediyorlardı. O yüzden iç asyalı sanatçı için işlenecek en popüler konu hayvan uslubuydu.

 Gazneli ve Selçuklu yapılarında tılsımlı olarak kabul edilen, koruyucu özelliği olduğuna inanılan hayvan figürlerinin kullanılmasının nedenlerinden biri de ata kültürlerinin devamıdır.

  Kapı tokmaklarının tasvirleri ve mitolojik yönünü ele alıp baktığımızda ilginç sembollere rastlıyruz. Örneğin insan için bir duyuru aracı olarak görev alan kapı tokmaklarının  üzerindeki figürler her dönemin sanatçıları tarafından inançları, korkuları, ümitleri doğrultusunda sembolik maksatları düşünülerek yapılmıştır.

 

Urartular zamanında yapılan formlarda yılan başları var. Urartular, yılan başlarını şeytanın evlerine girmemesi için işlemişlerdir. Bunlara Selçuklular döneminde de rastlanmaktadır.

 

Selçuklu hayvan kompozisyonlarının Orta Asya inançlarına bağlı sembolik anlamlar taşıdıkları anlaşılmıştır. Aslan, sfenks, kartal, grifon  gibi hayvanlar kullanıldıkları yere göre bazen güneş aydınlık, bazen hükümdarlık, bazen de ölüm sonrası yaşam ve cennet sembolü olarak yer almıştır.

Selçuklularda insan figürleri cepheden tasvir edilmiştir. İnsan figürü Anadoluda rozet şeklinde canlandırılarak ay ve güneşi sembolize eder. Aslan; en çok kullanılan motiftir. Kuvveti ve kudreti temsil eder. Kötülükten ve düşmandan koruyan unsur olarak yapılır.

Ejder, kuyruklu aslanlar aynı hayvan üzerinde zıt prensibi birleştirir. Aslan aydınlık ve güneş, ejder ise ay, yeraltı ve karanlık sembolüdür. Selçuklu sanatında çok kullanılan tek ve çift başlı kuş ya da kartalın Şaman dini inanışlarından geldiği bir gerçektir.

Kartal kudret, kuvvet ve koruyucu ruh olarak kabul edilmiştir. Orta Asya inanışlarına göre her insanın kuş şeklinde bir koruyucu ruhu vardır. Ejderha çifti karanlık ve kötülükle savaşı sembolize eder. Orta çağda ay ve güneş sembolü olarak yer alır. İçeriye kötülüğü, düşmanlığın girmesini önlediği düşünülmüştür. Aslan ve ejderha kompozisyonlarında zıt güçlerin savaşını sembolize eder.

                                  

 Kapı, tüm dünyada olduğu gibi Anadolu evinde de önemli bir ögedir. Ailenin sosyal ve kültürel kimliğini belirler. Tokmaklar da aynı şekilde içeride yaşayan topluluğun sosyal durumunu simgeler. Zenginin kapı tokmağı kalın, ağır süslüdür, pirinçtendir. Fakirin ise ince, basit, demirden ve halkadandır.

    Kimi, kapıların üzerinde ana tokmakların altında ikinci bir tokmak vardır. Kapıdan büyük tokmağın sesi geliyorsa, gelen misafir erkek, küçük tokmağın sesi  geliyorsa gelen misafir kadındır. Zor durumda kalan birinin kapı halkasını tutması kapıya sığınmak anlamındadır. Bektaşilerde kapı üç kere çalınırdı. Birincisi Allah, ikincisi Muhammed, üçüncüsü Ali`yi ifade etmekteydi. İki kanattaki halkalar birbirine kurdela ile bağlanmışsa evde kimse yok demekti.

  El formundaki tokmaklarda kimi elde yüzüğün hiç olmaması, kimi elde orta parmakta veya yüzük parmağında yüzüğün olması ev sahibinin bekar, evli ya da dul oluşunu simgeler. Eve gelen konuk tanıdıksa kapıdaki halkayı, yabancıysa kapı tokmağını vurmaktadır. Böylece ev sahipi evdeki durumu ona göre ayarlar.

El şeklindeki tokmakların kapıya vuran kısmında iyiliği, bolluğu, sonsuz hayatı simgeleyen nar meyvesi bulunmaktadır. Kişinin içeridekilerle ilk teması bu bereket sembolünü tutan ele dokunarak başlar.

  Kapı halkalarının bir kurdela ile sıkı sıkı bağlanması evde kimsenin olmadığını, gevşek bağlanması evdeki kişinin yakın zamanda döneceğini, sadece bir halka bağlandığı takdirde evde insan olduğunu gösterir.

Leave a Comment X